28 Aralık 2016 Çarşamba

Ajanda serüvenim (Bullet journal)

Kendimi bildim bileli düzen telaşındayım. Yapılacaklar listesine tik atmak acayip rahatlık hissi veriyor. Ajanda kullandığım için yapılacaklar listesi, alınacaklar gibi küçük notlarda hep ayrı bir not defterinde tutuyordum. 2017 yılındaki hedefim ise hepsini bir defterde toplamak yani kendi ajandamı oluşturmak istiyorum. Nam-ı diğer “bullet journal” benim tabirimle “kendi ajandam” tamamen kendi keyfime göre oluşturacağım bir defter.



Renkli kalemlere, yapışkan notlarla süslenebilir ama ben daha sade olması taraftarıyım. Son bir aydır özellikle instagramda bu tür hesapları takip ediyorum.


 Hazır ajanda kullanmaktan daha mantıklı. Sayfaları istediğimiz gibi ayarlayabiliyoruz. Mesela 2016 yılında Sinek Sekiz’in ajandasını kullandım. Gayet memnundum ama özellikle Eylül ayı tamamen boşa gitti. Ve ders çalışma rutinim, yapılacaklar listesi için ayrı bir not defteri tuttum. Kendi ajandamı oluşturarak defter yığınına son vermek istiyorum.



Genellikle Leuchtturm1917 ya da Moleskine marka defterler kullanılıyor. Ben tercihimi Le Color markasının Recnote serisinden kullanmak istedim. Herhangi kareli deftere de uygulanabilir sonuçta siz kendinize göre ayarlıyorsunuz. Herhangi bir sınırlama yok hayal gücüne kalmış bir şey :)



Bir şeyler oluşturmaya başlayınca sizlerle paylaşacağım.

Sade günler dilerim :) 

21 Aralık 2016 Çarşamba

İlham aldıklarım - 3

Belgesel değil adeta bir korku filmi. İzledikten sonra paketlenmiş gıdalara bakamadım bile. Sadece market ürünleri de değil. “Fast food” adı altında yediğimiz gıda ötesi şeylerin bütün bir yolculuğunu anlatan bir eser. Süslü püslü tepsilerimize konulmadan önce ki olayı ele alıyor. Hayvanların yaşadığı koşullar, daha kısa süre zamanda daha fazla besin elde etmek için yapılan işkenceler, insanları taze sebze meyve fiyatlarını fast food zincirindeki bir menü fiyatıyla kıyaslamasına kadar birçok çarpıcı gerçekle karşılaştım. Belgesel Amerika’da ele alınıyor ancak bizim durumumuz da pek iç açıcı değil.


İlk olarak kendi yaşamımı düşündüm. Dolaptaki o kadar hazır gıdayı. İzledikten sonra kendi kendime ben bunu hak etmiyorum dedim. Midem bunu hak etmiyor. Cüzdanım bunu hak etmiyor. Neyse ki dışarda yemek yeme olayını rafa kaldırdığım için kendimi biraz daha şanslı hissettim. Dışarda yemek yediğimiz sürece akış devam edecek. Belgeselin sonunda ki aktivist tutumda insanda gerçekten uyanma hissini oluşturuyor.

“Günlük yediğimiz 3 öğünle bu akışı durdurabiliriz.“

Belgeselin başında yılın her mevsiminde yenilen domatesten bahsediliyor. Domatesi besin değil de kavram olarak ele alıyor. İzlerken gerçekten ayakta alkışlayacaktım. Kesinlikle çevremdeki kişilere de üstüne basa basa anlattığım bir olay. Her şeyin bir zamanı vardır sözü besinler içinde geçerli. Kışın domates, biber tüketenleri anlayamıyorum. Görüntüsü bile acayip zaten, tadını hiçbir şeye benzetemiyorum. Kısacası hormondan uzak duralım. Aç gözlülüğe gerek yok 6 ay sonra tekrar rahatlıkla tüketebiliriz :)

İzlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Kendimizi zehirlememek ve bu dönen çarka biraz da dur demek istiyorsak kolları sıvamalıyız :)




Sade günler dilerim 

12 Aralık 2016 Pazartesi

Minimalizm Ve Şimdi

    Merhaba minimalist arkadaşlarım ve sana da merhaba kafamdaki ses. Susmayacaksın dimi? Dersler, sınavlar, yapılacaklar, kendime vakit ayırma ve daha neler neler. Kafamda bir tane kapatma düğmesi olsa sadece 5 dakikalığına hepsinden kaçsam diyorum. (Uykumda da peşimi bırakmadıkları için bu fikir aklıma geldi tabi.) Tamda böyle bir karmaşanın içindeyken elime Şimdinin Gücü adlı kitap geçti. Çoğu yeri not aldım uygulanacak çok şey var yani.



Odaklanmak. Şimdiyi yaşamak. "Hiçbir şey şimdinin dışında var olamaz." Şu an yaptığım iş yazı yazmak kafamdaki bütün sesleri kapatıp bu işe odaklanmalıyım. Bu durumu minimalizme benzettim açıkçası. Fazlalıklardan kurtulmak, kafamdaki fazlalıklardan bile.

"Her an geçmişi geride bırakın. Sizin ona ihtiyacınız yoktur. Ona sadece şimdiki an’ı mutlak şekilde ilgilendirdiği için başvurun."Geçmişte hepimizin yaşadığı başarısızlıklar, kötü sonuçlar var. Yaşadığım başarısızlıkları düşünmek bana anksiyeteden başka bir şey getirmeyecektir.

"Soluk alıp verişinizin farkında olun. Havanın bedeninize girip çıkmasını hissedin." Yaşamımızdaki amacı, sahip olduğumuz şeyleri düşünmek insanı mutlu hissettirecektir. Başlayan her yeni gün için ulaşılabilir hedeflerimiz olmalı. Her yeni gün için şükür etmeli insan. İşte o zaman hayatın bir anlamı olacaktır bence.

"Bedeninizin gevşemiş olduğundan emin olun. Gözlerinizi kapayın. Birkaç derin nefes alın. Karnınızdan doğru nefes alıp verin. Onun her nefes alıp verişte nasıl hafifçe genişleyip büzüldüğünü gözlemleyin. Sonra bedenin tüm içsel alanının farkında olun. Onun hakkında düşünmeyin, onu hissedin. Bunu yaparak, bilinci zihinden geri çekmiş, ona yeniden sahip çıkmış olursunuz."

   Ve daha bir çok kıymetli cümle kitapta bulunmaktadır. Minimalizm ile bağlantılı olanları  sizlerle paylaşmak istedim. Sade günler dilerim.

2 Aralık 2016 Cuma

Minimalizm ve makyaj

Bugün kendimle ilgili bir olayı açıklamak istiyorum. Bu kızın zamanında makyaj ve alışveriş konularını içeren youtube kanalı vardı. İndirimleri asla kaçırmazdı bu kız, ne var ne yok düşünmeden alırdı. Bu benim için gerekli mi ya da evde zaten var almasam mı gibi akla yatkın cümleler kurmazdı. E peki sonra ne oldu? O kadar ürün birikti bir güzel. Oh bide onları yerleştirme sorunu çıktı. Tabi o aralarda yeni çıkmıştı ikea çekmece içi düzenleyiciler hemen aldım yerleştirdim bir güzel. Gelsin bakalım makyaj koleksiyonum videosu. Bide aylık favoriler videosu vardı zaten ondan hiç bahsetmiyorum bile. Sakın yanlış anlaşılmasın o tür videolara veya kanallara karşı bir tutumum yok. Demek istediğim şey ben yaptıysam herkes yapabilir. 

Düzenlemeden önceki hali:


Eğer bu kız gidişat iyi değil haydi toparlan ne bu tüketim çılgınlığı dediyse, içinde minnacık bir kıvılcım olan herkes yapabilir. Verdiğim radikal karar sonrası ne var ne yok her şeyi önüme yığdım. Ve inanın yarısından çoğunun son kullanma tarihi içler acısıydı. Ya gerçekten bir insan 6 farklı markanın fondötenine neden ihtiyaç duysun. Gerçekten anlam veremiyorum. Ve bunun gibi birçok şey daha. Neyse yığdım önüme yarısından çoğu çöpü boyladı zaten. Bu arada ben çöpe atıyorum kardeşimin arkadan “abla bunları alabilir miyim?” sorusu da ayrı dertti zaten. Velhasıl 5 gün önce son atış işlemleri tamamladım. Evet, itiraf ediyorum 1 yıldan fazla bir süredir bazı kutuların içinde, baza altında (!), eski çantaların içinde makyaj malzemesi bulmuşluğum oldu. Artık ev temizlendi, görev başarıyla tamamlandı. Belli bir makyaj çılgınlığı dönemi geçirmişim çok şükür atlattık :)

Son çöpe giden makyaj malzemelerim :


Yalnız birkaç küçük tavsiyem olacak;
* İlk olarak bölüm bölüm başlayın. Mesela bir gün ojeleri düzenleyin. Renkleri ayırın, seçtiğiniz renk kategorisindeki ojeleri ayırmaya başlayın. Yoksa çok karışıyor.
 Hemen atmayın. Küçük pişmanlıklar olabiliyor. Başıma geldi ben uyarıyım aman. Yıllarca dolabımda durmuş zaten iki gün de ayırdıklarımın yanında dursun bir şey olmaz yani.
* Son kullanma tarihi çok önemli. Çok çok sonra fark ettim.
* Markaları biraz araştıralım. Hayvan deneyleri yapılmış mı diye. Şu an emin olamadığım ama bitirmeye çalıştığım birkaç ürün var, onlar bitsin bir daha o markadan bir şey almak istemiyorum.
* Son olarak makyajsız çok güzeliz. Özellikle genç yaştaki arkadaşlarımız o kadar kimyasalı cildimize uygulamamıza gerek yok. Bırakalım hava alsın yüzümüz. İnanın insan fark ediyor. Yaklaşık 1 yıldır fondöten kullanmıyorum, çok özel günlerimde kapatıcı, bb krem kullanıyorum ve eve geldiğim an cildim boğuluyormuş gibi oluyor. Hemen çıkartmam gerek diyorum. Gerçekten hiç gerek yok.


Ve geldim son noktaya. Benim için bu kadar makyaj malzemesi yeterli. Kendimi bu durumda mutlu hissediyorum. İçim rahatsa olay bitmiştir tabi.

Mutlu günler dilerim :)