25 Şubat 2017 Cumartesi

Cumartesi Önerisi

Selamlar.

Cuma belgesellerim yakında pazar gününe kayacak gibi :)

Human belgeseli az önce bitti. Değişik bir belgesel. İnsanı derinliklerinden çıkarın bir yapıt bence. Hissettirdiği duyguları anlatamam sanırım. Pek fazla yoruma gerek yok zaten. 

Kendi sorunlarımızla o kadar iç içeyiz ki, bizden başka insanların neler yaşadıkları hakkında empati yapmaya zamanımız bile yok (!). Eşitsizlik ve barış konularının bolca işlendiği belgesel zamanınız varsa izlemenizi tavsiye ederim.




Belgeselin ;

Adı: Human

Süresi: 131 dk

Yönetmen: Yann Arthus-Bertnard

IMDb puanı: 8,7/10


Sevgiler.



23 Şubat 2017 Perşembe

Küçük Değişiklikler

Merhabalar !!

Bugün kendimiz için küçük ama doğa için büyük bir adım atacağız.

Evimizde, günlük olarak kullandığımız eşyaları vegan ürünler ile değiştirme aşamasına geldik artık. Ben bugün kendi değiştirdiği eşyaları paylaşacağım, siz de değiştirdiğiniz ürünleri benimle paylaşmayı unutmayın !!

İlk olarak uzun bir süredir diş macunu kullanmıyorum. Yani kendim yapıyorum demek daha mantıklı. Reklamlarda sürekli karşımıza çıkan, elma yiyip dişi kanayan hemen diş hekimine baş vuran sonrada "aaa ne kadar beyaz!!!" türden bir diş macunu değil benimki. Evdekiler pek alışamadı açıkçası, diş macunu almak istiyoruz dediler. Bir süre araştırdık, Dessert Essence adlı diş macununu kullanmaya başladı evdekiler. Ben kendi diş macunumu kullanmaya devam ediyorum :) Tarifi burada .



Diş macunu ile başlamışken fırçayı da unutmamak lazım. Önceden pilli diş fırçası kullanıyordum. Yani pilli fırça nedir? Bir insan neden pille çalışan diş fırçasına ihtiyaç duyar. Pilleride hemen bitiyor, pil tüketimine de katkı sağla tabi. Aferin bravo !! Şimdi o güzelim, şaşalı diş fırçalarına elveda diyoruz. Vegan fırçalara merhaba diyoruz. Ben Humble marka diş fırçası kullanıyorum. Marka arayışında olanlar için tavsiye edebilirim.

Geliyoruz şampuan, duş jeli, saç kremi gibi ürünlere. Banyonuzda çok yer kaplıyor değil mi? Hepsi plastik şişelerde, sürekli bitip yenileniyorlar. Küçük bir adımla hepsinden kurtulmak mümkün. Küçük ama etkili bir adım. Ve işte o adım defne sabunu tabi ki de :) Nemlendirmek için ise organik argan yağı kullanıyorum ve mis. Sabun kullanamayanlar için organik, vegan şampuanlar bulunmaktadır.



Yüz temizleme ürünlerinde önceleri Bioderma kullanıyordum. Her ne kadar diğer markalara göre daha iyi diyerek içimi rahat ettirmeye çalışsamda, plastik olayı işin kötü tarafı maalesef. Defne sabunu ve gül suyunun yüzüme verdiği temizlik ve ferahlık hissini de hiçbir üründe bulamadım. Şimdi maske arayışındayım. Bildiğiniz tarifler varsa paylaşmayı unutmayın :)




Blog açınca tanıştığım çok tatlı bir arkadaşımdan deterjan tarifi almıştım, şu an deneme aşamasınadayım. Bir ayı doldurunca tarifi ve düşüncelerimi paylaşacağım.

Siz de değiştirdiğiniz küçük adımları yorum yazmayı unutmayın.
Sevgiler.
Sade günler.

20 Şubat 2017 Pazartesi

Yalnız Değiliz !! Hayvanlar Üzerinde Deney Yapan Markalar

Selamlar herkese.

Sanırım yazarken en zorlanacağım yazı olacak. Şimdilik sadece makyaj markalarından bahsetmek istiyorum, diğer kategorilere de gidersem uzayacak gibi.

Sadeşleşme sürecindeyiz, elimizdeki fazlalıklardan, son kullanma tarihi dolmuş ürünlerden kurtuluyoruz. Buraya kadar herşey normal. Peki ama ihtiyacımız olan bir şey çıktığında sadece kendi cebimizi ve ürünün güzelliğini düşünmek yeterli mi?

Hayvan deneylerine anlam veremiyorum, fizyolojilerimiz farklı olmasına rağmen hala üzerine düşülüyor deneylerin. Ve insanlar ısrarla bu markalardan alışveriş yapmaya devam ediyor. Her zaman söylüyorum, hep söyleyeceğim biz tüketiciler olarak sesimizi çıkarmayıp, bu markaları tüketmeye devam ettikçe bu döngü devam edecek. Elinizi vicdanınıza götürün ve hiçbir suçu olmayan, bizim gibi yaşam taşıyan canlıların eziyetine göz yummayın. Sırf bizim parfüm, krem, şampuan, kozmetik ürünleri gibi yaşamsal olmayan ürünleri güya RAHATLIKLA (!) satın alalım, YAN ETKİSİ yok diye markalar maalesef ki canlılar üzerinde deneylerine devam ediyor.

Konuyu çok araştırdım, belli kaynaklardan okudum. 



Burada yazmayan ama onaylı bir kaynaktan edindiğiniz bilgi varsa benimle paylaşmayı unutmayın. İnternette bu konu hakkında çok vasıfsız bilgiler bulunmakta. Karşıma çıktı bakarken hep. Firmayla konuşanlar, markanın yüzde bilmem kaçı başka ülkelere gönderiyor da ondan yapıyor deney falan. Açıkçası bana inandırıcı gelmiyor böyle cümleler. Ya marka çalışanları ya da sevdiği ürünleri bulunan içini rahat ettirmeye çalışan kişi cümleleri gibi. 

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Kozmetik Yönetmeliği’nde hayvan deneylerinin yasak olduğuna dair madde var. Buradan anlayacağımız yerli markaların hayvanlar üzerinde deney yapmadığı. Ama bazı markalar büyük firmaların etkisinde olduğu için alırken yine de dikkat etmek lazım diye düşünüyorum.

HAYVANLAR ÜZERİNDE DENEY YAPAN MARKALAR


HAYVANLAR ÜZERİNDE DENEY YAPMAYAN MARKALAR 



Görseleri peta.org adlı siteden aldım. PETA, bir hayvan hakları organizasyonu. Açılımı Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler. 




Ürünleri satın alırken inceleyip, sağın solunda köşesinde "cruelty free" yazısını aramak bundan sonra en önemli sorumluluğum olacak. Şu zamana kadar yukarıdaki hayvan deneyleri yapan markalardan çoğunu satın aldım, şu an elimde olanlar bile var hatta. Ama bundan sonra 1 kuruş bile vereceğimi sanmıyorum.

Sevgiler :)






18 Şubat 2017 Cumartesi

Cumartesi Önerisi

İyi akşamlar.

Derslerimin yoğunluğu zaman çizelgemi bayağı etkiledi. Okul başlayınca önceliklerimde birazcık değişim yaptım. Ama tabii ki de kendinize zaman ayırmayı unutmayın. Her işin başı sağlık. 

Geçen cuma pozitif olayları gösteren belgesel tercih etmiştim. Ama bugün için aynısını söyleyemeyeceğim.

İlk önce belgeseli tanıtıyım:
Adı: Gerçek Değer/The True Cost

Süre: 92 dakika

Yönetmen: Andrew Morgan

IMDb puanı: 7,7/10



Nefret ediyorum! Hem de nasıl. İnanılmaz tüketim, alışveriş sevdanızdan nefret ediyorum. Mağaza mağaza dolaşıp, sürekli bir şeyler satın alan sonrada "giyecek hiç bir şeyim yok" diyen kişilerden nefret ediyorum. Moda sektörünün üçüncü dünya ülkelerini sömürmesinden nefret ediyorum. Hızlı giyim kavramından nefret ediyorum!

İnsanın değeri (satın aldığımız etiketlerin arkasındaki düşük maliyetlere çalışan insanların değeri), çevrenin değeri (petrolden sonra en fazla çevre kirliliğine yol açan sektör moda sektörüymüş) kalmamış.

Bir anlık istekle, aman ne olacak dediğimiz için farkına varamıyoruz. Tüketimi azaltmak gerek. Zenginleştiğimizi sanıyoruz kendimize yeni birşeyler satın aldığımızda ama insanlığı, dünyayı fakirleştirdiğimizin farkında değiliz.




Belgeseli kesinlikle izleyin, ben daha etkisinden çıkamadım. Hızlı giyim bağımlısı tanıdıklarınız varsa onlarada izlettirmeyi unutmayın. Suçlu hissedeceklerdir. Büyük moda sektörlerine bir şey diyemiyorum, sesim az çıkıyor. Ama insanlığa ve dünyaya saygısı olan kişiler alışverişe daha farklı bir gözle bakacaklarından eminim.

İzledikten sonra ya da izleyenler varsa yorumlarını, hissettiğiniz duyguları merak ediyorum, beni bilgilendirmeyi unutmayın.

Sevgiler.


                                   



16 Şubat 2017 Perşembe

Benim Hikayem

Merhabalar :)

Bugün farklı bir konu üzerinden konuşmak istiyorum. Kendi minimalizm hikayem hakkında yazı yazmak istedim. Blog açalı 6 ay oldu sanırım. Bir çok harika insanla tanıştım, yeni şeyler öğrendim, sesimi duyurdum ve hedeflediğim noktaya geldim. Aslında böyle bir yazı yazmayı ilk başta düşünmüyordum. Ama fikirler değişebiliyor.

Minimalizm hikayem en baştan başlıyor. Yani ennn baştan ailemden başlıyor benim hikayem.

Ailem doğaya aşık, zorunlu harcamalardan kaçınan, kendini yenilemeye adayan mükemmel insanlar. Annem bir şey almak istese (bu çok küçük bir şeyde olabilir) bekler, düşünür, araştırır öyle alır. Annemin bu özelliğini almam sade yaşama başlamamda işimi kolaylaştırdı. Ondan gördüğüm liste olayı sayesinde hayatım kurtuldu.

Babam ise beton yığınlarından kurtulup bir an önce toprağına ulaşmayı bekleyen (bu yüzden hafta içini çok zor atlatan) bir kişi. Elinde olsa bırakıp gidecek bu şehri  ama elinde değil ne yapsın :)



Kız kardeşime ve bana minimalizm yaşamını küçüklükten aşıladılar. Ama maalesef ki çoğu kişide büyük değişiklikler oluşturan ergenlik dönemi beni de vurdu. Hiç gerek yokken yani ihtiyacım yokken aldığım onca eşya (kozmetik, giyim gibi), zamanımı sosyal medyada fazla geçirmem ve yanlış arkadaşlıklar sayesinde hayat çizgim çok farklı yöne doğru gitmeye başladı.

Ailem çok uyardı. Yüzüme uyguladığım fondötenler, sıktığım deodorantlar ve daha nicesi. Hem kendim için hem de doğa için ne kadar çok kötülük yaptığımın farkında değildim. Yani bir insan 17-18 yaşlarında neden yüzüne o iğrenç malzemeyi sürmeye ihtiyaç duysun.
Onlar da anlam veremedikleri için bir süre sonra akışına bıraktılar. Bu esnada yanlış arkadaşlıklar nedeniyle hem derslerim de düşüklük yaşadım hem de kaliteli zaman geçirmede. Üniversitenin ilk yıllarındaydı sanırım. Evet yeni tanışmıştım o zaman. Bendeki değişikliği hem ailem hem de erkek arkadaşım fark etmişti. İki tarafta uyardı bu sen değilsin diye ama ben direndim. 

Direnmeseymişim..


Hayatımda çoğu şeyi aksatıp yardıma koştuğum insanlardan en büyük kazığı yedim. Ve arkadaşlıklar konusunda akıllandım işte. Yaşamam gerekiyormuş yaşadım. O zamanlar çok üzüldüm tabii ama şimdi iyiki diyorum. 

Daha sonra üniversite 3. sınıfın ortasında "ne oluyor ya" dedim. Etrafımdaki eşyalardan, kafamdaki düşünceler ve yüzümdeki makyajdan nefes alamıyordum. Bu ben değildim. Olmak istediğim kişi değildim. Hepsinden kurtulmak istiyordum. Sanırım ben sade hayata yediğim kazıktan sonra başlamışım bunu fark ettim şu an. O kişilere teşekkürlerimi sunuyorum buradan :)

Daralmıştım, sıkılmıştım, kendimi kitapçıda buldum.Benim en yakın arkadaşlarım var zaten dedim. Kitaplar benim dostlarım. Beni anlayan ve dinlendiren en yakın arkadaşlarım. Gezmeye başladım kitapçıda. Kişisel gelişime takmıştım o zamanlar ve Marie Kondo'nun  kitabı ile karşılaştım. Sonrasında olanlar oldu ve şimdi buradayım. Ait olduğum hayatı yaşıyorum. Harcamıyorum tam tersi üretmeye, elimde olanı korumaya çalışıyorum. 

Bir kapı kapanır başka bir kapı açılırmış. Pes etmeyin kesinlikle. Ayağa kalkın. Değişmeye değiştirmeye çalışın. Ben kendimi değiştirmeye çalıştım ve oldu. Kendimi geliştirdim çevremi değiştirdim. Hepsi minimalizm felsefesi ile oluştu. Yeni arkadaşlar edindim, eğitimimi bir üst kademeye çıkardım önemli projeler peşinde koşuyorum şimdi. 


Henüz 23 yaşındayım. Daha önümde çok engeller olacak biliyorum. Ama güzel kararlar ile geçilmeyecek engel yok benim için.

Hikayemi dinlediğiniz için teşekkür ederim :) 
Sizin de anlatmak istediğiniz kilit noktalarınız varsa paylaşmayı unutmayın.
Sevgiler, kendinize çok iyi bakın :)




12 Şubat 2017 Pazar

Reset At !!

İşler yolunda  gitmiyor mu ?

Motivasyon düşüklüğü mü yaşıyorsun ?

Yetiştirmen gereken dersler, işler, çalışmalar mı var ?

Ne kadar da stres dolu sorularla başladım. 




Kafamızdaki olumsuz düşünceleri ne kadar sadeleştirirsek, kendimizi o kadar rahatlatmış oluruz. Bugün ruhsal konulara değinmek istedim. Önce kendimizi sonra çevremizdeki eşyaları ya da kişileri sadeleştirmek lazım bence. Olaya kendinden başla.

Bazı anlar oluyor ki insan işin içinden çıkamıyor. İstemeyerekten strese girip hem ruhuna hem de vücuduna zarar ediyor. Stres hayatımızda olmalı, bizi harekete geçiriyor. Ama çok azcık olmalı. Tehlike arz etmeyecek kadar. Şahsi düşüncem böyle.

Stresli durumlarda yeni keşfettiğim ve kendimde uyguladığım bir kaç ipucu var. Yaşamı yavaştan almak ve sadeleştirme ile girdi bu ipuçları hayatıma. Reset atıyorum kendime kısacası. Yeniden toparlanıp işimin başına dönüyorum.

Şimdi kısaca bahsedecek olursam:




1- Spor/yoga/yürüyüş yap: Çok daraldı, işin içinden çıkamıyorsan sana tavsiyem hareket et. Stresli ortamdan uzaklaş ve hareket et. Tak kulaklığını dışarı çık temiz hava al. Nefesi ciğerlerinde hisset ve kafanı boşalt. Evdeysen spor ya da yoga yapabilirsin. Hem belki alışkanlık halinede getirebilirsin. 10 dakika deyip geçmemek lazım. Sabahları yaptığım 10 dakika yoga sayesinde bel ağrılarımı yendim. 

2- Pozitif ifadeler kullan: İşler zaten yolunda gitmezken oturup sızlanmak daha da kötü duruma düşürecek. Stresi fırsata çevirmek lazım. Kendinle konuş, güzel kelimeler söyle, motivasyonunu sağla. Kelimeleri içinden değil yüksek sesle söyle. Bu işin üstesinden geleceğini kulakların duysun ki kendine olan inancın artsın. 

3- Tek bir şeye odaklan: Etrafımızda yeterince olay gerçekleşiyor zaten. Bizim de herşeye yetişmemiz mümkün değil. Önceliklerini belirle. Yol haritanı çiz ve yavaş yavaş ilerle. Aynı anda çoğu işi yetiştirmeye çalışmak kötü sonuçlar doğurabiliyor. 

4- Masanı/etrafı temizle: Sabah uyanır uyanmaz yaptığım ilk iş. (Aramızda kalsın akşamdan çok dağınık bırakıyorum) Dağınıklıktan düşüncelerimizde etkileniyor. Sanki her şey üstüme geliyor gibi oluyor benim. Stres katsayım daha da artıyor. Temiz ve düzenli alan, doğru düşünceler getirir. 




Sizce de olay yine sadeleşmeye, yavaşlamaya gelmedi mi? Minimalizm hayatımızın her yerine etki etmeye devam ediyor.

Minimalizmi yaşamaya çalıştığın için kendine teşekkür etmeyi unutma bugün. 

Zor durumlarda uyguladığınız ipuçlarını benimle paylaşmayı unutmayın.
Sevgiler :)

* Görseller Pinterest uygulamasından alıntı.




11 Şubat 2017 Cumartesi

Cumartesi Önerisi

Merhabalar !!! Bugün biraz hasta olduğum için öneri de gecikti. Aslında cuma akşamları belgesel izleyip yorumunu sabah yazacaktım ama konu sağlık olunca bütün planlar değişiyor. 

Hastayken acı gerçekleri anlatan değil de daha iyi yönleri, insanları gösteren bir belgesel tercih etmek istedim. İyiki de öyle yapmışım. Belgesel bana iyi şeylerin daha tükenmediğini, dahada artacağını gösterdi. 




Belgeselden bahsetmek gerekirse;
Adı: Permakültür Perspektifiyle Yaşamak / Inhabit: A Permaculture Perspecrive

Süre: 82 dakika
Yönetmen: Costa Boutsikaris 

IMDb puanı: 8,3/10


Permakültür kavramı ile yeni tanıştım. Daha önce böyle bir kelimeden haberim yoktu. Permakültür, doğal ekosistemlerin çeşitliliğine, istikrarına ve esnekliğine sahip olan tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanmasıdır. Bu tanımı permakültürün babası olan Bill Mollison yapmış. Genel olarak bakmak gerekirse permakültür kalıcı tarım anlamına gelir.

Belgeselde çoğu kişi permakültür adına yaptıklarını göstermiş. Verimsiz araziden, banliyö arkasındaki küçük bahçeye kadar yapılan, insana ilham veren düşünceler bulunmakta.

Fazla zamanınızı almayan dolu dolu bir belgesel. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.

Sevgiler.


Belgeselden:

" Doğa en iyi sahip olduğumuz şeydir. Daha iyi bir şey gösterebilir misiniz? Başka bir şey yok, başka bir şeyimiz yok ve doğa sadece hayatta kalmaz. Gelişir yeni şartlara uyum sağlamanın yolunu bulur."


9 Şubat 2017 Perşembe

Dijital Dikkat Dağınıklığı İle Nasıl Başa Çıkıyorum ?

Merhabalar !! Dikkat dağınıklığı hemen hemen herkeste bulunan, işleri zora koşan bir olay maalesef. Özellikle elimizin altında telefon, bilgisayar gibi dijital eşyalar varsa olay daha da bir zorlaşıyor. Tam da sadeleşmeyi dijital ortama ayarlamaya çalışayım derken, dikkat dağıtıcı etmenler işi yokuşa sürüyor.

Bu konuda kendime uyguladığım birkaç ipucu var. Özellikle telefon konusunda. Çünkü benim için telefon başlı başına dikkat dağıtan bir eşya. Görüntüsü bile yetiyor. 


Diğer bir olay sosyal medya. Daha önce sosyal medya sadeleştirme adlı yazımda değiştirdiklerimden bahsetmiştim. Ama insanız, dikkat dağınıklığı yaşıyoruz. Bunu aşmam lazım diye düşünüyorum. Hayatımın ekrandan ibaret olmadığını kendime kanıtlamayalım. Teknoloji tabii ki de mükemmel bir olay. Sosyal medya kullanmamız, yeni arkadaşlar edinip başımızdan geçenleri paylaşmamız çok güzel bir olay ama dozunda olsa daha iyi olur olacak.

Şimdi paylaşacağım ipuçları umarım sizde de bir miktar dikkat dağınıklığı önlemiş olur.

1- Rahatsız Etme Modu

Telefonumu akşam saat ondan, sabah saat yediye kadar rahatsız etme modunda bırakıyorum. Gün içinde de ders çalışırken dikkatime gerçekten ihtiyacım varsa hemen o moda geçirip, görmeyeceğim bir yere koyuyorum. Küçük bir önemsiz mesaj bile odaklanmayı etkileyebilir. O yüzden rahatsız etme modu büyük bir nimet. Bu modda önemli kişilerden aramaları, mesajları kaçırırım diyorsanız o kişileri ayırabilirsiniz. Mesela ben ailem, erkek arkadaşım ve tez hocam için özel bir liste yaptım. Onların mesajları aramaları bu modda olsam bile bana ulaşıyor. Denemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

2-Email Aboneliklerini, Bildirimlerini Kapat

Sürekli tekrarlıyorum bu olayı, pek çok arkadaşımda önermişti blogda daha önceki yazılarda. Gerçekten fayda var. Kapatın, abone olmayın. Sonra o mailler birikiyor. Önemli olanlarda arada karışıp siliniyor. En iyisi herhangi bir sosyal medya olsun, alışveriş sitesi olsun bu gibi yerlerden mail almamak.

3- Sosyal Medya Engelleyici Uygulamalar

5 dakikalarım meşhurdur. Kişisel sosyal medya olarak Facebook, Goodreads kullanıyorum sadece. Oturuyum bir 5 dakika bakayım desem. O 5 dakika hiç bitmez bazen. Bu alışkanlığı yenmek için engelleyici uygulamlar var. Ben StayFocused kullanıyorum . İstediğim bakma zamanını ayarladıktan sonra içim rahat oluyor. Günlük bakma zamanını ayarlıyorsunuz, o zaman bittikten sonra siteye girişiniz engelleniyor. Telefonumda sosyal medya uygulaması bulundurmadığım için sadece Chrome eklentisi olan StayFocused bana yetiyor.

4- Yatakta Telefon Kullanma

Uyku vücudumuzu yenileyen en güzel olay. Uykuya başlamadan telefonun mavi ışığına maruz kalmaz hem uyku kalitesini düşürüyor hem de zamanımızdan çalıyor. Gün içerisinde yeteri kadar maruz kaldığımı düşünüyorum. O yüzden, günün en güzel saatlerinde dijital herhangi bir eşyadan uzak durmaya özen gösteriyorum. Uyurkende telefonu yataktan en uzak yerde bulundurmaya çalışıyorum.

5- Göz Görmeyince Dikkat Artıyor

Yukarıda da bahsettim, özellikle ders çalışırken telefonu görmeyeceğim bir yere koyuyorum. Genellikle bilgisayar ile çalıştığım için aramalardan ve mesajlardan haberim oluyor. Bu yüzden telefona hiç ihtiyacım yok. Görmeyince daha kolay oluyor. Görsem ne olacağını biliyorum. İçimden bir ses "aç şu instagrama bak biiii, 5 dakika hemen geri kapatırsın" diyecek, o yüzden yok ben almayayım sen bir köşede dur diyorum ben de :)

Benim diyeceklerim bu kadar. Sizin en büyük dikkatinizi bozan olay ne ? Nasıl başa çıkıyorsunuz ? Benimle paylaşmayı, ipuçlarınızı yazmayı unutmayın.



Sevgiler.
Bol odaklanmalar :) 

6 Şubat 2017 Pazartesi

Erteleme !!

Ertelemek kendimize yaptığımız en büyük suçlardan biridir bence. Ertelemeye başladığınız zaman kurtulması zor oluyor. Çocukluk çağlarından başlıyor erteleme olayı. Annen odanı topla dediğinde "tamaaaam yaparım bir ara" cümlesi ile başlayıp, dönem ödevlerini son güne bırakılıp bir telaşla hazırlanır, üniversiteye gelirsin sınav akşamı ders çalışmaya başlayana kadar devam eder.

Erteleme olayının zamanı yönetimle ilgili olduğu kesin. Zamanı minimal kullanmaya başladıktan sonra ertelemeyi de sıfıra indirmeye çalışıyorum. Minimalizmin her konusunda olduğu gibi zamanı kullanmada da araştırmalar yapıp, yeni davranışlar edinmeye çalıştım. Ve şunu öğrendim yeni bir davranış edinmek çok zor gerçekten çok zor. İlk ünler güzel motivasyon yüksek yapıyorsun ama asıl iş bundan sonra başlıyor. Devam ettirmekte yani. Bende erteleme davranışımı engellemek için Barış Özcan'ın zinciri kırma adlı videosundan ilham aldım. 



Erteleme olayını engellemek için yaptığım zincirleri 5 maddede özetliyim:



1- Öncelik: Hayatımı öncelikler üzerine kurmaya çalışıyorum. Günlük başarabileceğim hedefler koyuyorum. Örneğin her gün sabah kalkınca 10 dakika yoga hedefim var. Uykudan 10 dakika alıp yoga yapmak benim önceliğim. Ya da her gün 50 sayfa kitap okuma hedefim var. Akşam oturup telefona, televizyona bakarak zaman geçirmek benim önceliğim değil. Kitap okumak önceliğim. Hayatımda önemli olana öncelik veriyorum ve gün sonunda istediğim hedefe ulaşınca kafamı yastığa rahatça koyuyorum.

Önceliklerimi belirlerken Eisenhower Modelini kullanıyorum. Yapılacakları 4 parçaya ayırdığımda daha kolay oluyor.





2- Yapılacak Listesi/ Ajanda/ Bullet Journal/ Takvim kullanma: Kısacası yazıya döküyorum. Kafamda "onu yaparım sonrada onu yaparım" gibi cümleler kurduğum zamanlarda hiçbirini yapmadığımı farkettim. Söz uçar yazı kalır dememişler boşuna. Fiziksel olarak gördüğümüzde yapmaya daha çok motive oluruz. Ben günlük hayatım için kendi ajandamı (diğer adıyla bullet journal), genellikle okul ile ilgili görevlerde Google Takvim'i ve küçük bir not defterine günlük yapılacaklarımı not ediyorum. Nereye gidersem gideyim küçük not defterim hep yanımdadır. Göz hizasında bulundururum her zaman. Yapılacaklarımı gördüğüm zaman daha motive oluyorum çünkü. Stresten boğulma zamanlarımı bu ipuçları ile atlattım sonunda.



3- Acele etme/ Kısa molalar ver: Her işi zamanında yaptığınızda zaten acelelik durumu olmayacaktır. Bir şeyleri yetiştirme korkusu olmadan kendini vererek hazırlamak en iyisi. Aslında çoğu erteleme olayı mola vermeyip bir an önce bitirme arzusuyla oluşuyor. Ders çalışırken ya da bir proje, makale hazırlarken mola verip 5-10 dakika dinlenip tekrar geri çalışmaya başlamak hem motivasyonu hem de beyin çalışmasını arttıracaktır. Zamanlama konusunda bir çok uygulama ve teknik var. Özellikle Pomodoro Tekniği bilimsel olarak verimliliği kanıtlanmış bir uygulamadır. Önceden 45 dakika ders 15 dakika mola uyguluyordum ama 30. dakikadan sonra dikkatim çok dağılıyordu. Ama kısa molalar sayesinde verimliliğimi koruyabiliyorum.
4- Kendini Ödüllendir: Robot değil, insanız. Bizimde bir limitimiz var yani. Haftalık hedeflerimi tamamladığımda pazar günleri kendimi ödüllendiriyorum. Küçük bir gezi, belki bir sinema. İstediğim, ulaşılabilir ödülleri uyguluyorum. Bu sayede yeni bir haftaya daha istekli başlıyorum. 

5- Çok Düşünme Harekete Geç: Bu konu nasıl bitecek? Bu ev nasıl temizlenecek? Bu kilolar nasıl gidecek? Böyle cümleleri düşünüp kendini sıkıntıya düşürme. Kafamızdaki düşüncelerin bizi boğmasına izin vermeyelim. Başlayalım devamı gelir zaten. Belli bir hız almış oluruz yani. Küçük hedefler ve zaman çizelgesiyle harekete geç. Bittiğinde düşündüğümden kolaymış diyeceksin zaten. 

Ertelememe hakkında benim uyguladığım zincirler bunlar. Sizde uyguladığınız ipuçlarını, motivasyon arttırıcı düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın.

Sevgiler, verimli haftalar :)



3 Şubat 2017 Cuma

Cumartesi Önerisi

Mutlu haftasonları ! 

Sizleri bilmem ama cuma benim çocukluktan beri en sevdiğim gün. Cuma günlerini özellikle akşamları kendimle geçirmek isterim. 

Okulum başladığı için zaman çizelgemi yeniledim ve cuma akşamına bir belgesel izleme planı koydum. Cumartesi günleri izlediğim belgeseli sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Dün "Dirt ! The Movie" isimli belgeseli izledim. Uzun zamandır izlenecek listemdeydi zaten, merak ediyordum. İlk olarak belgeselden bahsedecek olursam:

2009 yılında çekilmiş, 

IMDb puanı 7,2.


Çoğu belgeselde olduğu gibi birçok konuşmacı kişi çamurun hayatımızdaki yerini anlatıyor. Animasyonlarla neşeli hale getirilmiş bir belgesel. Çamur (veya toprak nasıl derseniz) hayat demektir. Biz demektir. Toprak geçmişimiz ve geleceğimizdir. Sonuçta topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Sahip olduğumuz herşey topraktan geliyor. Peki bu toprağı betonlaştırma, ağaçsızlaştırma arzusu nedir ? Aklım almıyor. Daha doğrusu nefes alamıyorum. Yüzümü nereye çevirsem beton yığını. Nedir bu kocaman apartmanlar merakı.



Evler, yollar uçsuz bucaksız beton bir yağmur yağdığında seller oluşuyor. Peki neden ? Toprak yok çünkü. Suyu emecek toprak yok. Su kirliliği ortaya çıkıyor, yaşam alanı (!) kuracağız diye ağaçsızlaştırıyoruz güzel dünyamızı sonrada küresel ısınma gelecek, buzullar eriyecek diye oturup ağlıyoruz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Topraktan, çamurdan uzak kalmayalım. Yaşadığım şehirde yazın kene vakaları görülmektedir bu yüzden çoğu tanıdığım kişi çocuklarını kene yüzünden toprakla buluşmasını engelliyor. O çocuk o zaman yaşadığını nasıl hissedecek. Soğuk beton duvarı arasında mı güneş ışığında topraktaki enerjiyi hissederek mi ? Ağaçlar büyüdüğünde, biz doğanın gücünü hissettiğimizde daha fazlasını yapabileceğimizi göreceğiz. 



Unutmayın dünya yeşillerle kaplandığında daha güzel.

Belgeseldeki bir çiftçinin sözlerinisizlerle paylaşmak istiyorum.

"Bazen ben Çamur'un babasıyım, çünkü onunla ilgileniyorum. Bazen Çamur benim annem, çünkü beni besliyor. Bazense Çamur benim sevgilim, çünkü sevgi dolu bir ilişkimiz var. Çamura bakıyorum çünkü o da bana bakıyor. Onun içindeki yaşamı hissediyorum."

Sevgiler :)




1 Şubat 2017 Çarşamba

Minimalizm ve İlişkiler

Sevmediğimiz, davranışlarını hoş bulmadığımız insanlarla iletişim kurmak zorunda değiliz. Tanıştığım, dertleştiğim çoğu kişi ilk olarak bundan şikayetçiydi. Tabii ben de öyle. İnsanlara hayır demek ya da ilişkiyi kesmek kabalık değil. Bizim seçimlerimizdir. O insan bana uygun değildir, benim zamanımı harcıyor olabilir. Ya da düşünceleriyle bana zarar veriyor olabilir. Bende ona her gün “Merhaba” demek zorunda değilim. Bu benim şahsi düşüncem tabii.

Yukardaki bahsettiğim nedenlerden dolayı çoğu arkadaşımla ilişkimi kestim. Kişiyi karşıma alıp güzel dille derdimi anlattım (o insanlar beni anlamadı ama olsun). Seninle vakit geçirmek istemiyorum. Olay benim için buydu. Nefesimin sayılı olduğu bir dünyada sana ayıracak vaktim yok dedi açıkçası.



O kişileri hayatımdan çıkardım. Bana zarar verenlere “elveda, kendine dikkat et” deyip (özellikle ailemle o arkadaşlarım yüzünden kavga ettiğim zamanları hatırlayınca) içim rahat bir şekilde ayrıldım.

Kendim için daha iyi bir karar aldığımı fark ettim. İlk başlarda yapmaya cesaretim yoktu. Çevremdeki arkadaş sayısı azalacak, yalnız kalacağım korkusu vardı. Ama sonrada fark ettim ki ailem kadar kimse benim yakın arkadaşım olamayacaktı. Önemli olan arkadaş sayısı değilmiş. Ne kadar çok olursa olsun. Senin zor zamanında yardımcı olmayan kişi, düşünmeyen, bahaneler uyduranlar arkadaşın değildir. Çevrendeki vaktine boşuna harcadığın kişilerdir bence.

Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim ne kadar da doğru !! Çevrendeki kişileri değiştirince sende değişiyorsun. Konuştuğun konular “dedikodu” adı altında gereksiz, ise başka paylaşımda bulunmadığın, zaman geçirmekten zevk almadığın kişilerse bence bir düşün. Vakit kaybetmeye gerek yok. Sana değer veren, buluşmaktan keyif duyduğun kişilere yönelmek en iyisi.

Özellikle bu blogu, instagram sayfasını kullanmayı başladıktan sonra benimle iletişime geçen, tanıştığım, dertleştiğim tüm arkadaşlarımla sohbet etmek insanı dinlendiriyor resmen. İnsanın düşüncelerini paylaşması kadar güzel bir şey yok sanırım.

Bu konuda biraz dertliydim. Aslında konuşacak çok şey var ama kısa kesmek en iyisi :)

Sade günler dilerim. Sevgiler :)